Plandemide Çocuklara Neden Virüs Bulaşmadı? COVID-19 ve JEFREY EPSTEIN DOSYASI
Muhammet BİNİCİ
info@muhammetbinici.com.tr
YAPAY ZEKÂ, ALGORİTMALAR VE ÇOCUKLARIN DİJİTAL KİMLİĞİ: GÖRÜNMEYEN DÜNYANIN DEŞİFRESİ VE JEFFREY EPSTEİN DOSYASI
COVID-19 salgını, yalnızca küresel bir sağlık krizi olarak değil; aynı zamanda toplumsal yapıları, aile ilişkilerini ve kuşaklar arası dengeleri derinden sarsan tarihsel bir kırılma noktası olarak yaşanmıştır. Bu süreçte milyonlarca insan hayatını kaybetmiş; pek çok çocuk annesini, babasını ya da en yakın aile fertlerini yitirmiştir. Salgın deneyimi, toplumların ortak hafızasında derin bir travma bırakırken, dikkat çekici bir ayrıntıyı da görünür kılmıştır: Çocuklar büyük ölçüde hayatta kalırken, yetişkin ve yaşlı nüfusun ciddi kayıplar vermesi, aile yapılarında onarılması güç boşluklar oluşturmuştur.
Bu tablo, çocukların yalnızca biyolojik olarak değil; psikolojik, sosyal ve duygusal olarak da kırılgan bir döneme girmesine neden olmuştur. Aile desteğinden yoksun kalan, yas sürecini sağlıklı biçimde yaşayamayan ve rehberlikten uzak büyüyen çocuklar; dijital dünyaya daha erken, daha yoğun ve daha savunmasız biçimde yönelmiştir. Salgın sürecinde artan ekran süreleri, uzaktan eğitim, sosyal izolasyon ve dijital platformlara bağımlılık, çocukların yaşamında algoritmaların etkisini daha da derinleştirmiştir.
Öte yandan, son yıllarda küresel ölçekte tartışılan ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran istismar, manipülasyon ve güç ilişkilerine dair davalar; çocukların korunmasızlığının yalnızca kişisel değil, yapısal bir sorun olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bu tür vakalar, çocukların özellikle kriz dönemlerinde ne kadar kolay yönlendirilebildiğini, istismar edilebildiğini ve sessiz bırakılabildiğini göstermesi açısından önemlidir. Burada mesele, belirli olaylardan ziyade, çocukların denetimsiz ve görünmeyen sistemler içinde nasıl savunmasız hâle geldiğini sorgulamaktır.
Tam da bu noktada, yapay zekâ temelli algoritmaların işleyişi kritik bir rol üstlenmektedir. Algoritmalar; çocukların karşısına çıkan içerikleri belirleyen, dikkatlerini yönlendiren, alışkanlıklarını şekillendiren ve zamanla dijital kimliklerini inşa eden görünmez aktörler hâline gelmiştir. Ailesel bağların zayıfladığı, yetişkin rehberliğinin azaldığı ve sosyal destek mekanizmalarının kırılganlaştığı bir dönemde, çocukların bu sistemler karşısında yalnız kalması ciddi etik ve toplumsal riskler doğurmaktadır.
Bu çalışma, pandemi sonrası ortaya çıkan bu kırılgan zeminde; yapay zekâ destekli algoritmaların çocukların düşünce biçimleri, davranış kalıpları ve kimlik inşa süreçleri üzerindeki etkilerini görünür kılmayı amaçlamaktadır. Çocukların hayatta kalmasının tek başına bir güvence olmadığı; onları nasıl bir dijital dünyaya teslim ettiğimiz sorusunun en az bunun kadar hayati olduğu savunulmaktadır. Görünmeyen dijital dünyanın, görünür sonuçlar doğurduğu bu çağda; çocukları korumanın yolu, algoritmaları sorgulamaktan ve ahlaki bir çerçeveyle yeniden düşünmekten geçmektedir.
Asıl tartışılması gereken husus, giderek sapkın bir ideolojik zemine dönüştürülen Jeffrey Epstein dosyasının ve bu şeytani yapının, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere küresel ölçekte ebeveyn kaybı yaşayan çocukları hedef almasıdır. Aile bağları zayıflamış, koruyucu sosyal mekanizmalardan kopmuş bu çocuklar; denetimsiz, görünmez ve hesap vermez dijital sistemler karşısında bilinçli biçimde savunmasız bırakılmaktadır. Algoritmalar aracılığıyla örülen bu dijital ağların temel amacı, çocukların dikkatini ele geçirmekle sınırlı değildir; onların duygu dünyasını, davranış kalıplarını ve kimlik inşa süreçlerini adım adım kontrol altına almaktır. Bu sarmal, çocukları bağımlılık, yönlendirme ve manipülasyon yoluyla edilgen hâle getirerek, itiraz edemeyen ve şekillendirilebilir savunmasız kişilere dönüştürmeyi hedefleyen sistematik bir kuşatma alanı oluşturmaktadır.
İşte bu bağlamda, 13 Aralık 2025 tarihinde İstanbul Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde IV. Uluslararası Dünya ÇAKOP Sempozyumu kapsamında düzenlenen “Yapay Zekâ Çağında Aile: Tehditler ve Fırsatlar” başlıklı sempozyum için hazırlamış olduğum tam metin bildirimi dikkatlerinize sunarım…
YAPAY ZEKÂ, ALGORİTMALAR VE ÇOCUKLARIN DİJİTAL KİMLİĞİ: GÖRÜNMEYEN DÜNYANIN DEŞİFRESİ
Yapay zekâ temelli algoritmalar, öncelikli çocukların ve toplumun tamamının gündelik yaşamlarını, bilişsel süreçlerini ve kimlik inşa mekanizmalarını derinlemesine etkilemektedir. Bu etki, çoğu zaman ebeveynler ve eğitimciler tarafından doğrudan gözlemlenemeyen, “görünmeyen” bir dijital alan üzerinden gerçekleşmektedir. Algoritmalar yalnızca içerik sunan teknik sistemler değil; dikkat, alışkanlık ve davranış yönlendirme yoluyla çocukların psikososyal gelişimine müdahale eden yapılardır. Bu çalışmada, yapay zekâ destekli algoritmaların çocuklar üzerindeki etkileri; alışkanlık döngüsü, nörobilimsel altyapı, dijital kimlik inşası ve şiddetin normalleşmesi bağlamında ele alınmaktadır. Çalışma, uzun yıllara dayanan saha gözlemleri, eğitim ortamlarında karşılaşılan vakalar ve dijital platformlarda tespit edilen örnekler üzerinden ilerlemektedir. Özellikle dijital oyunlar, sosyal medya ve çevrim içi manipülasyon mekanizmalarının çocuk psikolojisi üzerindeki etkileri tartışılmakta; algoritmaların ahlaki bir çerçeveden yoksun şekilde işlemesinin kişisel ve toplumsal riskleri değerlendirilmektedir. Araştırma sonucunda, çocukların dijital dünyada yalnız bırakılmaması gerektiği; ebeveyn, eğitimci ve devlet iş birliğine dayalı, ahlak temelli bir dijital yaklaşımın zorunlu olduğu vurgulanmaktadır.
Giriş
Dijitalleşme, insan yaşamının tüm alanlarını etkileyen küresel bir dönüşüm sürecidir. Ancak bu dönüşümden en fazla etkilenen grupların başında çocuklar gelmektedir. Günümüz çocukları, eş zamanlı olarak iki farklı dünyada yaşamaktadır: görünen dünya ve görünmeyen dijital dünya. Görünen dünya; aile, okul ve sosyal çevre tarafından şekillenirken, görünmeyen dünya büyük ölçüde yapay zekâ destekli algoritmalar tarafından inşa edilmektedir.
Bu görünmeyen dünya, çocukların yalnızca neyi izlediğini ya da ne oynadığını değil; nasıl düşündüğünü, neye alıştığını ve hangi davranışları normal kabul ettiğini de belirlemektedir. Ancak ebeveynler ve eğitimciler çoğu zaman bu dünyanın işleyişine dair yeterli bilgiye sahip değildir. Bu durum, çocukların dijital ortamlarda yönlendirilmesini kolaylaştırmakta ve denetimsiz bir alan oluşturmaktadır.
Bu çalışma, çocukların dijital dünyada maruz kaldıkları algoritmik (yapay zeka) yönlendirmeleri görünür kılmayı ve bu sürecin kişisel ve toplumsal sonuçlarını akademik bir çerçevede tartışmayı amaçlamaktadır.
1. Algoritmaların İşleyiş Mantığı ve Dikkat Ekonomisi
Algoritmaların temel amacı, kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun süre sistem içinde tutmaktır. Bu amaç doğrultusunda geliştirilen dikkat ekonomisi, özellikle çocuklar açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Algoritmalar, kullanıcı davranışlarını analiz ederek ilgi alanlarını tespit etmekte ve bu ilgileri sürekli besleyen içerikler sunmaktadır.
Bu süreçte çocukların karşılaştığı içerikler rastlantısal değildir. Her tıklama, her izleme süresi ve her etkileşim, algoritmik sistemler tarafından kayıt altına alınmakta ve bir sonraki içerik buna göre şekillendirilmektedir. Böylece çocuk, farkında olmadan belirli bir dijital tünelin ve zehirli bir sarmalın içine çekilmektedir.
2. Alışkanlık Döngüsü ve Nörobilimsel Altyapı
Nörobilimsel çalışmalar, alışkanlıkların beyinde bazal ganglia adı verilen bölgede yerleştiğini göstermektedir. Algoritmalar, “tetik–alışkanlık–ödül” döngüsü üzerinden bu bölgeyi hedef almaktadır. Tekrarlanan dijital davranışlar zamanla otomatikleşmekte ve bilinç dışı hâle gelmektedir.
Çocuklar açısından bu durum daha da kritik bir hâl almaktadır. Çünkü çocuk beyni gelişim sürecindedir ve tekrar eden uyaranlara karşı daha hassastır. Dijital ortamlarda oluşturulan alışkanlıklar, uzun vadede davranış kalıplarına dönüşmektedir.
3. Dijital Kimlik İnşası ve Gerçeklik Algısı
Dijital ortamlar, çocukların kimlik inşa süreçlerinde önemli bir rol oynamaktadır. Oyun karakterleri, sosyal medya figürleri ve dijital rol modeller, çocukların kendilerini tanımlama biçimlerini etkilemektedir. Bu süreçte çocuklar, gerçek kimlikleri ile dijital kimlikleri arasında giderek artan bir ayrışma yaşayabilmektedir.
Özellikle dijital oyunlarda şiddetin ödüllendirilmesi, zarar verme davranışlarının sıradanlaştırılması ve “geri alınabilir hayat” algısı, çocukların gerçeklik algısını zedelemektedir. Sahadan elde edilen gözlemler, dijital oyunlarda öğrenilen davranışların gerçek hayatta taklit edilebildiğini göstermektedir.
4. Dijital Şiddet, Manipülasyon ve Radikalleşme
Dijital şiddet yalnızca fiziksel zarar görüntülerinden ibaret değildir. Tehdit, korku, dışlama ve psikolojik baskı da dijital şiddetin önemli unsurlarıdır. Mavi Balina benzeri çevrim içi yapılar, çocukların bu tür manipülasyonlara ne kadar açık olduğunu göstermiştir.
Bu tür yapılar, çocukları aşamalı olarak yönlendirmekte; korku ve tehdit yoluyla itaat sağlamaktadır. Bazı vakalarda çocukların, ailelerini koruma düşüncesiyle kendilerine zarar verdikleri tespit edilmiştir. Bu durum, algoritmik yönlendirmenin yalnızca kişisel değil, toplumsal bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır.
5. Ahlaki Boyut ve Sorumluluk Meselesi
Algoritmaların en temel sorunlarından biri, ahlaki bir referans çerçevesine sahip olmamasıdır. Vicdan, merhamet ve ahlaki değerler algoritmik sistemlerin doğal bir parçası değildir. Bu nedenle çocuklara sunulan içerikler, yalnızca teknik değil, aynı zamanda ahlaki bir sorun hâline gelmektedir.
Bu noktada sorumluluk yalnızca ailelere yüklenemez. Eğitim kurumları ve devlet politikaları da çocukların dijital güvenliğini önceleyen bir yaklaşım geliştirmek zorundadır.
Algoritmalar İçin Ahlaki Bir Çerçeve Önerisi: “Eline, Gözüne, Beline, Diline Sahip Ol”
Bu çalışma boyunca ortaya konulan bulgular, yapay zekâ destekli algoritmaların çocukların bilişsel, duygusal ve davranışsal gelişimleri üzerinde derin ve kalıcı etkiler oluşturduğunu açıkça göstermektedir. Algoritmalar yalnızca teknik sistemler değil; alışkanlıkları şekillendiren, kimlik inşasına müdahale eden ve değer aktarımı yapan görünmez aktörler hâline gelmiştir. Bu durum, teknolojinin ahlaki boyutunun artık ertelenemez bir mesele olduğunu ortaya koymaktadır.
Mevcut algoritmik yapılar incelendiğinde, bu sistemlerin ahlaki bir pusulaya sahip olmadığı görülmektedir. Algoritmalar; dikkat süresi, etkileşim oranı ve tüketim davranışı gibi ölçütler üzerinden çalışmakta, ancak insan onuru, çocuk hakları, mahremiyet ve psikolojik bütünlük gibi temel insani değerleri merkeze almamaktadır. Oysa özellikle çocuklara temas eden dijital sistemlerin, yalnızca “ne kadar etkileşim ürettiği” değil, nasıl bir insan profili inşa ettiği sorusu üzerinden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu noktada, kadim medeniyetimiz ahlaki değerimizin bir yansıması olan “eline, gözüne, beline, diline sahip ol” anlayışı, çağdaş algoritmik sistemler için güçlü ve yerli bir ahlaki çerçeve sunmaktadır. Bu anlayış, kişisel ahlakı düzenlemekle kalmayıp, dijital sistemlerin tasarımına da rehberlik edebilecek bütüncül bir yaklaşım içermektedir.
Bu kaide algoritmik sistemlere uyarlandığında şu temel boyutları ortaya çıkmaktadır:
Eline Sahip Ol:
Algoritmaların çocuklara fiziksel ya da dolaylı zarar verebilecek davranışları teşvik etmemesi gerekmektedir. Dijital oyunlarda ya da sosyal medyada şiddetin ödüllendirilmesi, zarar verme davranışlarının normalleştirilmesi ve “geri alınabilir hayat” algısı bu prensiplerimize aykırıdır. Algoritmalar, çocuğun zarar verme eylemini değil, onarıcı ve yapıcı davranışlarını pekiştirmelidir.
Gözüne Sahip Ol:
Çocukların maruz kaldığı görsel içerikler, zihinsel ve duygusal gelişimi doğrudan etkilemektedir. Şiddet, cinsellik ve korku unsurlarının erken yaşta ve yoğun biçimde sunulması, çocukların gerçeklik algısını bozmakta ve duyarsızlaşmaya yol açmaktadır. Algoritmaların, çocukların gelişim düzeyine uygun içerik filtreleriyle çalışması ahlaki bir zorunluluktur.
Beline Sahip Ol:
Dijital platformlarda çocukların cinselleştirilmesi, beden algısının bozulması ve mahremiyetin ihlali, günümüzün en ciddi sorunları arasındadır. Algoritmalar, çocukları cinsel içeriklere yönlendiren ya da beden üzerinden değer üreten yapılardan arındırılmalıdır. Bu ayrıntı, çocuk bedeninin bir veri nesnesi değil, korunması gereken bir emanet olduğunu hatırlatmaktadır.
Diline Sahip Ol:
Algoritmaların dil kullanımı; nefret söylemi, zorbalık, aşağılama ve kutuplaştırma üretmektedir. Dijital ortamlarda kullanılan dil, çocukların iletişim biçimlerini ve empati kapasitelerini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle algoritmaların, saldırgan dili değil; saygı, merhamet, ahlak ve iletişimi teşvik edecek şekilde yeniden yapılandırılması gerekmektedir.
Bu dört ilke birlikte ele alındığında, algoritmaların yalnızca teknik değil, ahlaki olarak da denetlenmesi gereken sistemler olduğu ortaya çıkmaktadır. Çocukların dijital dünyada karşılaştıkları içeriklerin “yasal” olması yeterli değildir; aynı zamanda insani, ahlaki ve vicdani olması gerekmektedir.
Araştırmalarımın saha bulguları, çocukların dijital ortamlarda yalnız bırakıldığında ne kadar savunmasız kaldığını göstermektedir. Bu nedenle çözüm yalnızca kişisel ebeveyn çabalarıyla sınırlı tutulamaz. Çocuklar, ebeveynler, eğitimciler ve devlet arasında çok katmanlı bir sorumluluk paylaşımı gereklidir. Dijital okuryazarlık eğitimi, algoritmik şeffaflık, çocuk odaklı platform tasarımı ve ahlaki yapay zekâ politikaları bir bütün olarak ele alınmalıdır.
Sonuç olarak:
Yapay zekâ ve algoritmalar, çocukların yaşamında belirleyici bir aktör hâline gelmiştir. Bu teknolojilerin tamamen dışlanması mümkün olmadığı gibi, kontrolsüz bırakılması da ciddi kişisel ve toplumsal riskler doğurmaktadır. Çocukların dijital dünyada yalnız bırakılmaması; ebeveynlerin rehberlik rolünü üstlenmesi, eğitimcilerin rol model olması, dijital okuryazarlık konusunda güçlendirilmesi ve devletin çocuk odaklı dijital politikalar geliştirmesi gerekmektedir. İnsan merkezli ve ahlak temelli kendimize ait sistemlerimizi oluşturduğumuz bir dijital yaklaşım, çocukların sağlıklı gelişimi ve geleceğimiz için zorunludur.
Kaynakça:
Muhammet Binici’nin, (2015–2026). Türkiye genelinde resmî ve özel okullarda gerçekleştirilen dijital farkındalık, sosyal medya, yapay zekâ ve algoritmaların çocuklar üzerindeki etkileri temalı konferanslar, seminerler ve eğitim programları kapsamında; yüz binlerce öğrenci, öğretmen ve veli ile yapılan yüz yüze etkileşimler, odak grup çalışmaları, kişisel görüşmeler ve saha gözlemleri sonucunda elde edilen nitel ve nicel veriler. Bu çalışmada kullanılan bulgular; okul ortamlarında gözlemlenen davranış örüntüleri, öğrenci geri bildirimleri, öğretmen ve rehberlik servisleriyle yapılan mülakatlar ile konferanslar sonrası derlenen istatistiksel değerlendirmelere dayanmaktadır. Elde edilen veriler, Muhammet Binici’nin uzun yıllara yayılan saha deneyimi ve mesleki gözlemleri çerçevesinde analiz edilmiştir.