Yazı Detayı
14 Temmuz 2021 - Çarşamba 01:18
 
Darbe Alt Yapısı ve Sorgulamalar
Osman HAZIR / Araştırmacı / Yazar
 
 

 

Darbe Alt Yapısı ve Sorgulamalar

 

Tarihin en hain darbe girişimini yaşadığımız 15 Temmuz gecesi ülkemiz adeta uçurumun kenarından döndü. “Bizden” gibi görünen ancak ruhlarını şeytana ve çağın putlarına satmış bir güruh Allah’la, Resulle, Dinle, İmanla gizledikleri küfür ve ihanetlerini Temmuzun 15’inde açığa çıkardı. Ortaya çıktı ki Anadolu’nun Müslüman ve yerli evlatları askeri okulların, üniversitelerin, kapılarından giremezken, takiyyenin beslediği ruhlar kahpece her yere sızmaktaymış.

 

Bunu yapabilmek içinse devşirdikleri milletin çocuklarını, Allah’ın emri yerine ikame edilmiş şeytanın dostu Fetö’nün talimatlarına uyan robotlara çevirmişlerdi. O hain de Milletin emeğini, umudunu düşmana peşkeş çekip kendi çocuklarını vatanına milletine düşman edecek bir ihaneti ilmek ilmek işlemişti.

 

Neticede; düşünmez ve sorgulamaz hale getirilmiş nesillerin, kendi insanına ne kadar büyük kötülük yapabileceklerini, yazımızı kışa çevirmek istediklerinde apaçık gördük. 251 şehid ve 2000’den fazla gazimiz ile topyekûn milletimiz bu hainliğe tanık oldu.

 

Hainin kulu kölesi olmuş bu terör yapısının kendisini gizlemek (takiyye) suretiyle oluşturduğu yıllara dayalı yapı ve yıkıcı tahribatın küresel ölçekteki düşmanlara nasıl hizmet ettiği aradan geçen zamanla apaçık ortaya çıkmıştır.

 

Yine ortaya çıkmıştır ki; hiçbir kutsalı olmayan bu yapıyı devletimizin bünyesinden söküp atma konusunda gösterilen bütün çabalar hala tam olarak sonuç alamamaktadır.  Zira takiyye ile yetişmiş ve terörist yapılmış bu yapı, kripto, kriptonun kriptosu gibi matruşka misali iç içe girmiş bir halde olunca açtıkça bir yenisi hep çıkıyor. Açıkçası nerede duracağı da bilinmemektedir.

 

Beslendiği ve işbirliği yaptığı iç ve dış düşman odaklara hizmet eden bu hainlerin milletten ve iradesinden yediği dayak elbette çok müthiştir. 15 Temmuz gecesi millet ilk defa gücünün farkına varmış ve de küllerinden doğma iradesi göstermiştir. Bununla birlikte yeni bir 28 Şubat belası ya da Temmuz ihaneti ihtimal ve tehlikesi ortadan kalkmış mıdır? Bu soruya canı gönülden EVET demeyi ne kadar isterdim bir bilseniz.

     

 Peki ya nedir durum?

 

Fetö terör örgütünün yetiştiği dini ve sosyolojik zemin ile insan yetiştirme usulü farklı yapıların usülleri ile benzeşebilmektedir. Şöyle ki; fetönün takiyyeci ve emir kulu kripto eleman yetiştirme “başarısındaki” en önemli unsuru, kayıtsız şartsız itaat kültürüdür. Malesef ki bu  unsur başka yapılar tarafından da hala ısrarla kullanılmakta ve bu konuda bir sorgulamaya gitme ihtiyacı da gösterilmemektedir.  

 

 

Hâlbuki bu gün size kayıtsız şartsız itaat eder hale getirip, akli bütün melekelerini körelttiğiniz insanlar, yarın başkalarına da rahatlıkla itaat ederler. Çok kolay kullanılırlar. Bu da yeni 15 Temmuzlar yaşatmak isteyenler için hep cazibe kaynağıdır.

 

İbret ve ders çıkarmaya tabi tutulmadığında tekerrür etme gibi bir özelliği olan tarihin karanlık yüzüyle tekrar karşılaşmamak için, bazı sorgulamaların yapılması gerektiğini düşünüyorum. Evet, bazı şeylerin tekrar muhasebe edilip sorgulanmaya ve öz eleştiriye tabi tutulması gerekir ki tekrarı olmasın. Nelerin mi?

 

Mesela diyelim başlayalım o zaman;

 

Öncelikle bir tespit: cemaat vakıf ve tasavvufi yapılar Anadolu’nun ve İslam coğrafyasının Müslümanlaşması ve Müslüman kalması konusunda güçlü ve söz sahibi yapılardır. Ayrıca bireylerin mensubiyet duygularının tatmin edildiği “sivil dindarlık” yapılarıdır. Bu halleriyle bu yapılara tümden karşı olmak hem sosyolojik olarak hem de akli olarak mümkün değildir. Bizim de sosyolojiye ve akla karşı durma gibi bir niyetimiz yoktur.

 

Bu bahse bu şekilde girişten sonra sorgulama alanlarına şöyle bir bakalım;

 

Mesela, kayıtsız kuyutsuz bağışlar, himmetler, sadakalar, zekâtlar toplayıp bunlarla “hizmet” etme alışkanlıklarını sorgulamak lazım. Hormonlu, sözde güven ve dava ilişkisi üzerine kurulmuş bir maddi akış zinciri ile “cemaatten” terör örgütüne dönüşmüş bir yapı ve yapıp ettikleri ortada durmaktadır. Bütün bunlara rağmen hala şeffaflık ve hesap verebilirlikten kaçınan, kimi stk,  vakıf ve cemaat anlayışlarımız mutlaka gözden geçirilmelidir.

 

Sosyolojik bir vakıa olan cemaatlerin kimilerinin dinin ve dindarlığın sivil bir aşk ile yaşanmasına katkı sağlamak ile siyaset yapmak arasındaki çizgilerinin gözden geçirilme ihtiyacı hala devam etmektedir.

 

Yine bu bağlamda cemaatler ve devlet ilişkisinin daha şeffaf olarak kurgulanması konusu da sorgulama alanında olmalıdır. Örneğin bu yapıların siyaset ve devlet ilişkilerinin tanımlanmasında şu husus mutlaka göz önünde olmalıdır; Müslüman, Cemaat ve Vakıf mensubu olan kişilerin devlette bazı görevler alması ve bu görevlerini de adalet ve İslam ahlakı içerisinde yürütmesi doğal ve güzeldir. Ancak herhangi bir Cemaat, Mezhep yada meşrebin devlet içinde yapılaşarak kendi içinde emir komuta zinciri oluşturmasının doğal olmadığı da görülmelidir. 15 Temmuz tecrübesinden sonra bu konu daha da belirgin olarak ortaya çıkmıştır.

 

İfadeler ve hikâyelerinden bolca dinlediğimiz üzere; terörist başının ağzını sildiği peçeteyi yiyip yutmaktan tutun da, kirli donundan medet ummaya kadar varan ahmakça sözde din anlayışını mutlaka sorgulamak lazım. Zira birilerinin eşyasından keramet ummak anlayışına ait istismara açık fetişist zemin hep bir yerlerde durmaktadır.

 

Biraz kabaca olacak ancak, uyduruk bir “sümük-ü şerif, sidik-i şerif” kerameti üzerine dindarlık bina etmeye çalışan cehalet örgüsünün bizi götüreceği noktayı görmek ve sorgulamak lazım. Zira bu görülmediğinde birileri “nalını mübarek, yanmayan kefen” uydurmaları ile paraları götürürken, fetö alçağında haşa bir peygamber vehmedip onun saç ve tırnaklarını saklayarak gelinen sınıra söyleyecek sözümüz olamaz. Hâlbuki ikisindeki zemin ve zihinsel çıkış noktaları aynıdır. Bu nedenle; İlmihal kitaplarımızdaki taharet bahsini dahi insanımıza öğretemediğimizden kaynaklı, iğrenç dindarlık hayatını engelleyemeyen, insan yetiştirme yöntemlerini de sorgulamalıyız.

 

Yine aynı sebeple ilmihal kitaplarımızdaki kurban hükümlerimizi öğretmekten aciz kalışımız nedeni ile uydurulan; bir koyun ve keçiye 20 kişiyi hissedar edip bunu da Alemlere Rahmet Efendimize kurban kesimi olarak lanse ederek rantın dibine vuran zihniyeti sorgulamak lazım.

 

Uykusunda, gördüğü her sakallıyı Peygamberimiz (s.a.v) olarak anlatıp, onun üzerinden de “bana gösterildi ki” diye başlayan dini hükümler (!) uyduran terbiyesizleri mutlaka sorgulamamız gerekiyor. Zira Allah’ın kitabı tamamlanmış, vahiy kesilmiş, vahyin muhatabı Peygamber efendimiz (sav) vefat etmiş, yani bu iki temel kaynaktan artık yeni bir “dini hüküm” gelmesi mümkün değildir. Ancak birileri rüyalar üzerinden hayatı dizayn etme çabasında ise bunun ve alıcılarının mutlaka sorgulanması lazım.

 

“İslam Kur’an’dan ibarettir.” Deyip insanları indirilen dine gelin diye kendi hevasından uydurduğu, Sünnetsiz, köksüz, geleneksiz ne idüğü belirsiz bir yaşantıya çağıran fırsatçıların da mutlaka sorgulanması gerekmektedir.

 

İslam’ın ana caddesi sayılan istismar edilmemiş Ehli Sünnet anlayışının saf ve doğru hali ile yaşanabildiği takdirde, sıraladığımız “dini sapkınlıkların” yeşerme fırsatı bulamayacağı apaçık ortadadır. İşte tam da bu sebeple bize ait olmayan sapkın bir itikadi iki yüzlülük olan “takiyyeyi” de kendisi gibi düşünüp inanmayan herkese kâfir diyen tekfirci zihniyeti de sorgulamak lazım.

 

Bir başka boyut;

 

Fetönün Müslüman bir cemaat değil, tam anlamıyla bir terör örgütü olduğu çok net ortaya çıkmıştır. Hal böyleyken bu hainlerin darbe girişimini fırsat bilerek, bütün cemaatlerin kökünü kazıma peşindeki toptancı “iyi niyetsizlerin” art niyetleri de mutlaka sorgulanmalıdır.

 

Bu güne kadar yaşadığımız bütün darbelerin failleri laik/seküler eğitimden geçmişken, “bundan sonra darbe olmaması için laik eğitim şarttır” diyerek dine ve din eğitimine olan düşmanlıklarını izhar eden fırsatçıların açıkgözlüğünü görmek ve sorgulamak lazım.

 

Yine fetö terör örgütünün giriştiği de dâhil olmak üzere bütün darbelerde neden laikçi, …list ve “ilkelerci” jargonun kullanıldığı ve bunlarda meydana gelen sapmaları önleme gerekçesinin sunulduğu ile bu anlayışın darbelere zemin arayan kışkırtıcı ve baskıcı yönü mutlaka sorgulanmalıdır. 

 

Acizane ben, mayası İslamla yoğrulmuş Anadolu coğrafyasının daha fazla örselenmesini önleyici olacağını düşündüğüm hususlardan bu kadarını sıraladım. Elbette bu konuda sorgulanacak başkaca durumlar var diyen olursa buna itirazım yok. İsteyen ilave edebilir. Sorgulama iyidir.

 

Bu kısma Son not; yazdıklarımızda başkaları ile alakalı sorgulamaları görünce; tam isabet olmuş eksiği var fazlası yok deyip, kendi yanlış anlayışına dönük olanları görünce de; hadi canım bu kadar da değil “hem nalına hem mıhına” edebiyatı yapan  ön yargılı sübjektifleri de mutlaka sorgulayalım.

 

Belki bundan sonrası için yapılabileceklere katkı sağlayacak birkaç öneride de bulanmak lazım gerekir.

 

Mesela;

 

Mesela; insan yetiştirme yöntemlerimizi tekraren gözden geçirmeliyiz. Her söylenene evet deyip gözünü kapatan değil, çağa tanıklık ederek Allah’a kul, Rasulüne ümmet olabilecek bilinçte gençler, nesiller yetiştirmenin çabasında olmalıyız.

 

Bizlere, kayıtsız ve şartsız itaat edecek, köle zihinli insanlar yetiştirme çabasının yanlış olduğunu görebilmeliyiz. Aksine, cemaat ve birlik şuuru ile hareket etmeyi bilecek, ekip ruhunu taşıyacak, liderine ve liderliğine itaati ancak; hak üzerinde oldukların da gösterme iradesine sahip, hür yürekler yetiştirmeye çalışmalıyız. Aksi durum, maalesef hayır değil ihanete zemindir.

 

Yine mesela; Kur’an Sünnet bütünlüğünde bir İslam ve Vatan-Millet çizgisi ile Ümmet coğrafyasını kucaklamış bir aidiyet bilincinin bize mutlak lazım olduğunu anlayacak idrak zeminini yaygınlaştırmamız gerekmektedir. Ufkun ötelerine talip nesiller için maddi ve manevi eğitimlerini dengeli olarak almış özellikle İmam hatip nesline ağırlık vermek lazım. Zira sahih bir din anlayışı sahte din tüccarlarının da çağdaş putperestlerin de zehirlerine karşı en iyi panzehirdir.

 

Son söz niyetine;

 

15 Temmuz şehitlerimiz başta olmak üzere inandıkları uğrunda canlarından vazgeçmiş Şehadeti tüm nesillere ve çağlara bir çağrı bilmiş aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Yolunuz yolumuzdur ey Şehidler. Vesselam.

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 
Etiketler: Darbe, Alt, Yapısı, ve, Sorgulamalar,
Yorumlar
Haber Yazılımı