Haber Detayı
07 Mart 2026 - Cumartesi 08:04
 
TERÖRSÜZ TÜRKİYE’NİN OLMAZSA OLMAZ ŞARTI, TÜRKİYE’NİN EBED MÜDDET VARLIĞININ BÜTÜNLÜĞÜNÜN KORUNMASIDIR
“Terörsüz Türkiye” Süreci: Milletin Sessizliği ve Umut Hakkı Tartışması Gazeteci yazar Halis Özdemir, son köşe yazısında “Terörsüz Türkiye” sürecini ve devletin geleceğine etkilerini mercek altına aldı. Yazıda öne çıkan kritik noktalar ve sorular şöyle: Geçmiş anlaşmaların akıbeti ne olacak? 1992’den 2003’e kadar AB, BM ve TBMM’de kabul edilen özerklik ve “ikiz yasalar” düzenlemeleri, terörsüz Türkiye sürecinde nasıl değerlendirilecek? Umut Hakkı uygulaması hangi şartlarda geçerli olacak? PKK’ya bağlı olarak tanımlanan “umut hakkı” sadece silahlı eyleme katılmamış kişiler için mi uygulanacak, yoksa terörist başı ve silah arkadaşlarını da kapsayacak mı? Devletin ve milletin güveni nasıl korunacak? Anadolu’nun huzuru, siyasi pazarlık ve terör örgütleriyle yapılan anlaşmaların sonucu olarak tehlikeye mi düşüyor? Etnik kimlik üzerinden ayrım riski var mı? “Türkler ve Kürtler” gibi ifadeler vatandaşlığı ikiye bölme tehlikesi taşıyor mu? Üniter devlet yapısı ve vatandaş eşitliği nasıl güvence altına alınacak? TBMM’nin rolü ve referandum çağrısı “Bebek katilinin” ve PKK ile ilişkili isimlerin durumu halka sorulmalı mı? Kararı millet mi vermeli? Özdemir, yazısında terörsüz Türkiye sürecinin tek şartının PKK’nın silah bırakması ve devlete hesap vermesi olduğunu vurguluyor. Ayrıca, “yerel öz yönetim”, özerklik veya çok kimlikli siyasi yapıya yol açabilecek ifadelerin tehlikesine dikkat çekiyor. İşte Halis Özdemir’in o yazısı!..
GÜNDEM Haberi
TERÖRSÜZ TÜRKİYE’NİN OLMAZSA OLMAZ ŞARTI, TÜRKİYE’NİN EBED MÜDDET VARLIĞININ BÜTÜNLÜĞÜNÜN KORUNMASIDIR

TERÖRSÜZ TÜRKİYE’NİN OLMAZSA OLMAZ ŞARTI, TÜRKİYE’NİN EBED MÜDDET VARLIĞININ BÜTÜNLÜĞÜNÜN KORUNMASIDIR

 

Peşinen ifade etmek isterim ki;

Milletin, “Terörsüz Türkiye” sürecine sessizliği ve beklentisi; “Süreci başlatan irade ve süreçte olanlar bir bakıma devletin birlik ve beraberliğini sağlamak, dışardan gelmesi muhtemel saldırılara karşı içerde zaaf noktası bırakmamak için yapıldığının söylenmesi” ve devlet için millet için yapılmış olduğu inancıdır. Birtakım endişeler duyulmuş olsa da terör karşısında geçmişte özellikle muhalefete karşı söylem ve gösterilen duruş referans kabul edilmektedir.

 

Ancak, daha önce detaylı bir şekilde birkaç defa yazdığım ve tehlikelerine işaret ettiğim bakanlar kurulu kararını ve buna bağlı gelişmelerin akıbeti son derece önemlidir!

Sırasıyla;


1-1992 yılında AB ile “Özerklik” konusunda 34 madde ile dönemin Demirel, Erdal İnönü hükümeti tarafından anlaşma yapılıp anlaşmanın bakanlar kurulu kararı haline getirilmesi,

 

2-Bu anlaşmanın gene dönemin Merhum Ecevit ve Bahçeli koalisyonu tarafından 2000 yılında BM ile de imzalanması,
 

3-Ve anlaşmalar gereği gene AK Parti hükümeti tarafından 2003 yılında da gerek AB gerek BM ile yapılan anlaşmaların TBMM’de “ikiz yasalar” namı ile maruf yasal düzenlemelerinin de AKP, CHP, MHP oyları ile onaylanması ve bu anlaşmaların hiç gündeme getirilmeden, daha önce AB, BM ile yapılan anlaşmalar “ikiz yasalar” ve verilen taahhütlerin akıbeti bilinmeden… Bu anlaşmalar iptal edilmeden, Terörsüz Türkiye süreci yürütülmemeli ve KANUNİ DÜZENLEME VE ANAYASA DÜZENLEMESİ YAPILMAMALIDIR! Gelinen durum bize “testi kırılmadan” hatırlatma ve uyarı sorumluluğu yüklemektedir. Bakınız; Terörsüz Türkiye’nin Mayınlı Yolları başlıklı makalemiz belge ve bilgileri içermektedir. Devlet ricaline gönderilmiştir.
 

TERÖRSÜZ TÜRKİYE’NİN MAYINLI YOLLARI
https://www.bncmedyahaber.com/haber-terorsuz-turkiye-nin-mayInlI-yollarI-8524.html


 

Öncelikle bunun bilinmesi ve yazının da buna göre değerlendirilmesi faydalı ve hakkaniyetli olacaktır.

Ayrıca bu gibi durumlarda itiraz, sorgulama akla ziyan teklif ve beklentileri törpüleyeceği, aklı selime davet olacağı için de çok değerlidir.

 

Türkiye’de herkes eşit yurttaştır.

 

Etnik kimliği ile muamele görmez. TBMM’de etnik köken itibarıyla kaç “Kürt” milletvekili var? Veya “Kürt” belediye başkanı, asker veya bürokrat var? İstanbul’da Türkiye’nin her yerinde eşit şartlarda yaşamıyorlar mı?
Türkiye’de kimse bunu konu etmez aklından bile geçirmez!


Türkiye’de her vatandaş eşittir vesselam!

Ayrıca, PKK ne zamandan beri “Kürt” etnik kökenli vatandaşlarımızın temsilcisi olmuştur da bugün “Kürtlerin” temsilcisi olarak neden kabul edilsin?

Bu perspektifimizi kaybetmeden süreçte olanları bir bakıma tahlil etmek gerekirse;

1-Sayın Bahçeli’nin; “…..PKK silah bıraktı mı bıraktı. ….sözünde durdu mu durdu” dedikten sonra, “…Anadolu huzura, PKK kurucu önderinin umut hakkına kavuşana, Ahmetler göreve Demirtaş evine…dönene kadar kararımız tamdır….” dedikten sonra,
MHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Fethi Yıldız, “umut hakkı” verilmesi konusunda anlaştıklarını açıkladı.

 

2-“Umut Hakkı” denilen uygulamadan adı geçen terörist başı ve silah arkadaşlarının da yararlandırılmaları talep edilmekte olduğu anlaşılıyor! Katil Apo’nun “… her gün asker öldürüyoruz…” diye övündüğü silah arkadaşları eyleme katılanların da “umut hakkından” yararlandırılacağını düşünmüyoruz! Daha önce ifade edildiği gibi dağa kaçırılmış silahlı eylemlere katılmamışlar için uygulanacak görünüyor.
 

3-Daha düne kadar;

“PKK Ermeni Asala Örgütü’nün devamıdır. PKK’yı kuranlar destekleyenler yönetenler dışardadır. PKK’nın “…kurucu önderi…” denilen katilin ve çoğu PKK yöneticisinin ve kendisinin de, “Kürt” olmadığı, “Ermeni” olduğu yazılıp çizilmekte ve millet tarafından kırk yıldır anlatılmaktadır.”
PKK kurucusu bebek katilidir, vatan hainidir.

Sayın Bahçeli Ecevit ile hükümet ortağı olduğu sırada çocuk katili Apo Türkiye’ye teslim edilmiş, Ecevit vefatından önce bir beyanatında; “Apo’nun Türkiye’ye neden teslim edildiğini halen anlamış değilim” demişti. Tesliminin akabinde Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz koalisyonunda Türkiye’nin ceza sisteminden idam cezası kaldırılmıştı. Daha sonraki süreçlerde miting meydanlarında, Sayın Bahçeli Apo’nun idamı için urgan atmış,


Avrupa İnsan Hakları mahkemesinin kararı uygulanması tarafında duran “..Anayasa mahkemesi kapatılmalıdır…” demiştir. Şimdi ise aynı partinin sözcüleri ve TBMM komisyon raporu, UMUT HAKKI kullanılması için AİHM’nin kararlarına işaret etmekte ve uyulmasından bahsetmektedir.

 

4-Anadolu’nun huzuru “…. Bebek katilinin -umut hakkı- kullanmasına, PKK’ya yardım ve yataklık ettikleri için belediye başkanlığı görevinden uzaklaştırılan, “…. Ahmetler göreve” “Demirtaş’ın yuvaya” dönmesine bağlanmamalıdır. Böyle bir karar millet vicdanında derin yaralar açacaktır. Milletin sessizliğini vakarını koruması devletine ve yöneticilerine güvenmesinden, akla ziyan işler yapılmayacağına inanmasındandır.
 

5-Ayrıca;

PKK gerçekten silah bıraktı mı? Bıraktıysa bu silahlar nerede?
Devlet yetkilileri yıllardır demiyorlar mıydı, “… Amerika PKK’ya binlerce tır silah verdi…” diye! Binlerce tır denilen silahlar nerede? Kime teslim etmişler? PKK öncelikle bu hesabı vermeli silahları topyekün teslim etmelidir.

 

6-Bu konuşmalar “devlet aklı”, “büyük tecrübe” “elini taşın altına koydu”, PKK’nın elinden argümanlarını aldı, terör bitsin Türkiye’nin önü açılsın gibi tarif ve savunma getirilmektedir. Keşke “devlet aklı, büyük tecrübe, elini taşın altına koyma…“ gibi mazhariyetler seçimlerden önce gösterilseydi de vatandaşlarımız da demokratik hakları olan oy kullanma tercihlerini buna göre belirlemiş olsalardı! Böylelikle de kimse siyasi bedel ödemek zorunda kalmazdı.
 

7-Bu arada anlamaya çalışanlar veya öneride bulunanların ağzına biber sürülmeseydi. En azından “… PKK kurucusu önder bebek katili Apo’ya ve Demirtaş’a, Ahmetlere” gösterilen yumuşak dil teröre karışmamış sadece durumu anlamaya çalışan vatandaşlara karşı da kullanılabilseydi de “zehirli dil, alçak… “ gibi akıllara durgunluk verecek sözler sarf edilmeyip, “terörsüz Türkiye”ye, barışa karşı oldukları hükmü verilerek ötekileştirilmeselerdi!
 

Bu durum hep böyle oldu!

 

8-Karşı duruş gösterdiklerinde de, “…Umut hakkı” dediklerinde de.
Gerçekten elinizi vicdanınıza koyarak lütfen kendinize sorun. Bu gün Sayın Bahçeli’nin açıklamalarının tamamı değil bir kısmını siyasetçi, yazar vb sarf etseydi kim bilir ne gibi ithamlarla karşılaşırlardı.

 

9-Ayrıca süreci sorgulayanları Terörsüz Türkiye sürecine, Türkiye’nin önünün açılmasına karşı olmakla itham etmek de büyük haksızlık değil mi? Türkiye’de terör isteyenler sadece yerli ve yabancı Türkiye düşmanlarıdır! Teröristlerdir.

 

PKK’nın bebek katili terörist başı, “… kurucu Önderi…” dışarı çıkacak belki de TBMM’ye girdirilmek mi isteniyor?

Bilemiyoruz!

İş sonunda terörist başı bebek katiline “STATÜ” aramaya geldi!

 

10- “…Anadolu’nun huzuru…” Bebek katilinin salıverilmesine, PKK’ya yardım yataklıktan görevden alınan, Ahmetler’in göreve dönmesine, onlarca kişinin ölümünden sorumlu tutulan Demirtaş’ın evine dönmesine, kırk yıldır devlete millete ve hatta bölge halkına kan kusturan teröristlere verilecek “umut hakkına” bağlanması beklenmemelidir.
 

11-Daha önce devletin en üst makamı; ”…katili af yetkisinin maktullerin/mağdurların yakınlarına ait olduğu…” yönünde açıklamalarla esasen bu işin sınırlarını belirlemiş olduğunu düşündürmektedir.
 

12-Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında Sayın Kılıçdaroğlu vatandaşlara taahhütleri arasında; Diyarbakır’da dile getirdiği “özerklik” vaadi, seçim ortağı Sayın Babacan’ın ise; ”…anayasanın değiştirilemez maddeleri değiştirilebilmeli, Türk devleti ve Türk tarifi yeniden yapılmalıdır…” gibi beyanatlara Milletten gereken cevabı almadılar mı?
 

Madem seçim vaatlerinizde Umut Hakkı /“…Kurucu Önderi”/bebek katilini Meclise davet yok!

Seçimlerde Urgan atıp, AİHM’in Umut kararının uygulanması yönünde karar bildiren Anayasa Mahkemesi kapansın diye duruş gösterip, seçimlerden sonra; yok umut hakkı yok Ahmetler göreve diyemezsiniz! Diyecekse millet demelidir!

 

Referanduma gidilsin ve kararı millet versin!
Karar millete aittir!

Millete gidilmelidir. Referanduma gidilsin ve kararı Millet versin!
Sayın Dr. Fatih Erbakan da haklı olarak bu konuda kararı millet versin diyerek referandum yolunu göstermiştir.

 

13-Anadolu’nun huzurunun bağlandığı “umut hakkı” dahil yapmak istediklerinizi seçimlerde halka söylenmediğine göre bugün “…sırtını dağa yasladığını alenen ifade eden, PKK’nın siyasi organizesi…” denilen DEM ile ittifakla bu konuda kararlar alınması halkın vicdanında yer bulamayacaktır. Barış halkın vicdanında yer bulmalıdır.

Böyle bir yetki teknik olarak elbette TBMM’nin uhdesindedir. Ancak toplum vicdanında da kabul görmelidir.

Başta “Umut Hakkı” olmak üzere “bebek katili kurucu önder ve silah arkadaşlarının serbest bırakılması, belediye imkanlarını PKK’ya aktardıkları gerekçesi ile görevden alınan Ahmetleri, onlarca kişinin katili dediğiniz Demirtaşı evine…” dönmelerini gelin halka soralım! Diyarbakırlılara soralım!
Kararı millet versin!

 

14-Daha önce; ”…PKK ve siyasi ayağı ile herhangi bir pazarlık yok, anlaşma yok..” diyerek “Terörsüz Türkiye” süreci başlatılmıştı! Bu beyanları doğru kabul ettiğimize göre, Terörsüz Türkiye için tek şart vardır o da;
“PKK’nın silah bırakması, Devlete teslim olması, adalete hesap vermesiyle olmalıdır.”

 

15-TBMM raporundaki bazı cümleler ile ilgili bizim de katıldığımız çekincelerimiz;
 

“yerel öz yönetim”
ve “çok kimlikli siyasal yapı”
“ÜNİTER DEVLET” yapısı içinde nasıl izah edilmektedir?

 

“Yerel Öz Yönetim”; Özerklik ve eyalet kapısını aralayacak tarifler kabul edilemez!
 

“Türkler ve Kürtler” İFADESİ: DEVLET AÇISINDAN SORUNLUDUR
Bir devletin vatandaşlarının tek bir adı vardır.
Bu ad:
•Türkiye için Türk vatandaşıdır
•Fransa için Fransız vatandaşıdır
•Almanya için Alman vatandaşıdır
Bu, yalnızca Türkiye’nin tercihi değil; uluslararası hukukun evrensel pratiğidir.
Yani, etnik kökenler vatandaşlık tanımı olamaz. Ancak nitelendirici sıfat olabilir.
Doğru ifade şudur:
•Kürt kökenli Türk vatandaşı
•Arap kökenli Türk vatandaşı
•Ermeni kökenli Türk vatandaşı
Yanlış ve tehlikeli ifade ise şudur:
• “Türkler ve Kürtler”
Çünkü bu ifade:
•Vatandaşlığı ikiye böler
•Hukuku kimliğe indirger
•Milleti etnik kümelere ayırır
Bu dil, üniter devlete değil, çok kimlikli siyasal yapıya, yani LÜBNANLAŞMAYA, IRAKLAŞMAYA, SURİYELEŞMEYE, BOSNALAŞMAYA kapı aralar. (C.Y.)

 

16-Bütün yazılan konuşulanlara rağmen, TBMM’nin şehitleri ve ailelerini incitmeyecek kararlar alacağına,
Anayasa’da değiştirilemez maddelerden olan Türk tarifi ve Türkiye devlet tarifi asla değiştirilmeyeceğini düşünmekteyiz. YEREL DİLDE EĞİTİM, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi “EYALET” sistemi, ÖZERKLİK gibi veya bunların yolunu açacak düzenlemeler de asla yapılmayacağına inanmaktayız.

 

Vesselam.

 

YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN
https://www.bncmedyahaber.com/yazar-kiyamet-savasina-adim-adim-armageddon-a-melheme-i-kubra-ya-ceyrek-kala-1254.html

 

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: TERÖRSÜZ, TÜRKİYE’NİN, OLMAZSA, OLMAZ, ŞARTI,, TÜRKİYE’NİN, EBED, MÜDDET, VARLIĞININ, BÜTÜNLÜĞÜNÜN, KORUNMASIDIR,
Yorumlar
Haber Yazılımı