
Amerika’nın Sonu mu?
Hürmüz Boğazı, Amerika’nın sonu olabilir mi?
İmparatorlukların beş yüz yıllık seyrini inceleyen ve milyarlarca doları idare eden araştırmacı Ray Dalio, bugün (20 Mart) bir makale yayımladı.
Makaledeki tek bir cümle her şeyi hulâsa ediyor:
“Amerika’nın Hürmüz Boğazı üzerindeki hâkimiyetini kaybetmesi, Britanya’nın 1956 yılında Süveyş Kanalı’nı kaybetmesine benzer bir kırılma olabilir.”
Bu cümleyi lâyıkıyla kavramak için önce 1956 yılından söz etmek gerekir.
Zira o yıl vuku bulanlar, bugün yeniden tekerrür edebilir.
1956: Britanya’nın Sonu
İki asır boyunca Britanya, dünyanın en kudretli devleti idi. Sterlin, küresel para hükmündeydi. Donanması okyanuslara hükmediyordu.
Kudretinin düğüm noktası ise Süveyş Kanalı idi.
Dünya ticaretinin mühim bir kısmı bu kanaldan geçiyordu. Kanala hâkim olan, ticarete de hâkim oluyordu.
1956’da Mısır kanalı millîleştirdi ve “Artık bu bizimdir” dedi.
Britanya, “Ya kanalı açarsınız ya da geliriz” diye tehdit etti.
Mısır geri adım atmadı.
Bunun üzerine Britanya, Fransa ve İsrail ile birlikte saldırıya geçti.
Fakat beklenmeyen oldu. Amerika “Yeter” dedi. Sovyetler “Yeter” dedi. Birleşmiş Milletler “Yeter” dedi.
Britanya geri çekilmek mecburiyetinde kaldı.
İşte o gün dünya mühim bir hakikati gördü:
Britanya artık bir süper güç değildi.
Peki ardından ne oldu?
Sterlin değer kaybetti. Müttefikler mesafe koydu. Sömürgeler birer birer istiklâllerini ilân etti. Sermaye Britanya’dan kaçtı. Yirmi yıl içinde Britanya sıradan bir devlete dönüştü.
İki asırlık bir imparatorluk, tek bir kanal yüzünden çöktü.
Aslında mesele yalnızca bir kanal değildi; bir tasavvur yıkıldı:
“Bu devlet artık güçlü değil.”
Bu kanaat yerleştiği an sermaye kaçtı, müttefikler uzaklaştı ve nizam çözüldü.
Ray Dalio’ya göre bugün aynı hâdise Amerika için de vuku bulabilir.
Hürmüz Boğazı neden bu kadar mühim?
Dünya petrol arzının yaklaşık 20’si bu boğazdan geçmektedir.
Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Irak petrolü buradan sevk edilir.
Bu boğaz kapansa ne olur?
Petrol fiyatları fırlar. Küresel iktisat sarsılır. Körfez ülkeleri ihracat yapamaz hâle gelir. Avrupa enerji buhranına girer. Asya’daki sanayi durma noktasına gelir.
Şöyle tasavvur edin:
Bir otoyolda tek bir tünel var ve bütün kamyonlar oradan geçiyor. Gıda, yakıt, hammadde – her şey o tünelden akıyor.
Tünelin başında biri duruyor ve diyor ki:
“Benim iznim olmadan kimse geçemez.”
Dalio’ya göre bugün İran’ın yaptığı tam olarak budur.
Eğer Amerika bu geçidi açamazsa, her şey değişecektir.
Dalio’nun tarih denklemi
Dalio, beş yüz yıllık tarih boyunca büyük imparatorlukların yükseliş ve çöküşünü inceledi ve değişmeyen bir kaide tespit etti:
Son hep aynı şekilde gelir.
Bir süper güç vardır; para sistemine ve deniz yollarına hâkimdir. Herkes ona güvenir.
Sonra daha küçük bir güç, hayati bir ticaret hattında ona meydan okur.
Süper güç tehdit eder: “Yolu açın, yoksa müdahale ederim.”
Dünya nefesini tutar.
Eğer bu güç yolu açarsa kudreti tahkim edilir, güven sürer, sermaye akmaya devam eder.
Fakat yolu açamazsa her şey tersine döner:
Güven çöker. Müttefikler uzaklaşır. Sermaye kaçar. Borç krizi başlar. İmparatorluk dağılır.
Portekiz böyle çöktü. Hollanda böyle çöktü. İngiltere böyle çöktü.
Dalio’nun ifadesiyle:
“Büyük güçler borç batağına saplanıp askerî ve mali kontrolünü kaybettiklerinde, müttefiklerinin ve alacaklılarının güvenini nasıl yitirdiklerini, rezerv para vasfını nasıl kaybettiklerini ve paralarının bilhassa altın karşısında nasıl zayıfladığını izleyin.”
Bu cümleyi bir daha düşünün.
Ve şimdi Amerika’ya bakın.
Amerika’nın durumu
Borç: 38 trilyon dolar.
Faiz ödemeleri: Yıllık 1 trilyon doların üzerinde. Toplanan vergilerin dörtte biri faize gidiyor.
Vietnam’da kaybetti. Afganistan’dan çekildi. Irak’ta yirmi yıl geçirip ardında büyük bir kargaşa bıraktı.
Dünya artık Amerika’nın eskisi kadar güçlü olmadığı kanaatine meylediyor.
Şimdi ise İran ile karşı karşıya.
Trump ne diyor?
“Eğer mayınlar döşenir ve derhal temizlenmezse, askerî karşılık emsalsiz olur.”
Dalio ne diyor?
“Birçok ülkede üst düzey siyasetçilerin özel sohbetlerde şöyle dediğini işitiyorum: ‘Trump güçlü konuşuyor; fakat iş ciddiye bindiğinde gerçekten savaşabilir ve kazanabilir mi?’”
Kritik nokta
Dalio’nun en mühim tespiti şudur:
Savaşta acıya tahammül kudreti, zarar verme kudretinden daha belirleyicidir.
İran ne yapıyor?
Savaşı uzatmaya çalışıyor. Gerilimi tedricen tırmandırıyor.
Çünkü Amerikan toplumunun ve siyasetinin uzun süreli savaşlara tahammülünün sınırlı olduğu düşünülüyor.
Strateji basit: Savaşı uzat, maliyetini artır; nihayetinde Amerika geri çekilir.
Vietnam’da ve Afganistan’da olan buydu.
İran açısından bu mücadele varlık, intikam ve izzet meselesidir.
Amerika açısından ise yakıt fiyatları ve iç siyaset daha ön plandadır.
Bu dengesizlik Dalio’yu endişelendirmektedir.
Bir uzlaşma mümkün mü?
Dalio’ya göre hayır.
“Bir anlaşmaya varılmaması bu savaşı sona erdirmez; herkes bunun farkında.”
Hürmüz’ün kimin elinde olacağından bağımsız olarak, önümüzdeki dönem daha çetin olacaktır.
İran’ın beyanı:
“ABD ile bağlantılı yahut ona destek veren bölgedeki tüm petrol, enerji ve ekonomik tesisler derhal hedef alınacak ve imha edilecektir.”
Dalio’ya göre yaklaşan bu savaşın neticesi yalnızca Orta Doğu’yu değil, bütün dünyayı şekillendirecektir.
Ticaret yolları, sermaye akışları ve güç dengeleri değişecektir.
Çin, Rusya, Avrupa, Hindistan ve Japonya bundan etkilenecektir.
Eğer Amerika kazanırsa:
Dolara güven artar. Tahvillere talep yükselir. Müttefikler yakınlaşır. Amerikan nüfuzu pekişir.
Eğer Amerika kaybederse:
Dolar değer kaybeder. Tahviller satılır. Altın hızla yükselir. İttifaklar çözülür. BRICS güç kazanır. Çin’in yükselişi hızlanır.
Dalio’nun beş asırlık hükmü şudur:
Para ve kudret daima galibe yönelir, mağlubu terk eder.
Netice
Ray Dalio açıkça söylüyor:
Hürmüz Boğazı, Amerika için son imtihandır.
Kazanırsa hâkimiyetini sürdürür.
Kaybederse 1956 Britanya senaryosu başlar.
Dolar zayıflar, altın yükselir, ittifaklar çözülür ve Amerikan devri kapanır.
Beş yüz yıllık tarih aynı hakikati anlatır:
İmparatorluklar, hayati ticaret yollarını kaybettiklerinde çöker.
Portekiz çöktü. Hollanda çöktü. İngiltere çöktü.
Sıra Amerika’ya mı geldi?
Cevap, Hürmüz’dedir.
Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
22.03.2026 – Üsküdar
Mütercimin Notu:
“Kader adalet eder” sözü derin bir hikmeti ihtiva eder.
ABD ve İsrail, Gazze’de işledikleri soykırım ve katliamın hesabını er ya da geç ödeyecektir. Ancak bu ağır bedel yalnızca onlara mahsus değildir. Onlara musallat olan güçlerin de ödemesi gereken bir karşılık vardır. Nitekim İran da Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen’de dökülen kanların, işlenen zulmün ve yayılan fitnenin hesabıyla yüzleşmektedir.
Bununla birlikte kalpleri derinden sarsan sual şudur: Gazze’deki masumların suçu neydi ki böylesine ağır bir imtihana maruz kaldılar?
İlâhî imtihan, insan idrakini aşan hikmetlerle tecelli eder. Kimi, bu dünyada ödediği ağır bedel karşılığında âhirette eşsiz mükâfatlara nâil olur; zahirde musibet gibi görünen hâller, hakikatte ebedî saadetin kapılarını aralar. Kimi ise işlediği hataların kefaretini bu dünyada ödeyerek âhiret azabından kurtulur.
Lâkin ilâhî rahmetten nasibini kesenler için akıbet başkadır: Onlar, zulümlerinin yükü altında ezilir; zilletle anılır ve nihayet hüsranla yok olup giderler.
ABD ve İsrail de işledikleri zulmün karşılığıyla yüzleşecek; zillet içinde bir sona sürüklenecek ve ebedî azaba müstahak olacaktır. Bu akıbet, ibret nazarıyla bakan herkes için apaçık bir derstir.
Ne mutlu ibret alabilenlere.
Ahmet Ziya İbrahimoğlu
YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN
Ahmet Ziya İbrahimoğlu “İran Gladio’sunun” Faaliyeti: Türkiye’ye Mesaj mı, İbret mi?
|