
İnşa Üzerine Değişimin Müjdesi
ABD Başkanı Trump dünyanın gündeminde. Daha doğrusu değişim sancısı çeken dünya sisteminin son çivisini çakmaya çalışıyor. Fakat elinde çekiş, çiviye çakmak yerine etrafa saldırarak değişimi değil tahribatı tercih eder halde.
Tabii ki değişim gerekli. Tabii ki değişim içinde insanlar gelişir, toplum kalkınır, sistemler güçlenir. Bu değişim içeriden olursa hayat, dışarıdan olursa ölüm olduğu gerçeğini bilerek yapılırsa; yıkma, yok etme değil; yenileme, yapma ve yüceltme gibi sonuçlar doğurur.
Kişiliğinde, karakterinde, zihniyetinde bencillik olan; düşüncesinde, inancında kendini ruhani bir kalıba oturtan birinin istediği değişim, yıkım olur, ölüm olur, gözyaşı olur. Batı Asya'da yaşananlar bunun bir sonucudur. Venezuela'da gerçekleşen bunun ürünüdür.
Değiştirmek adına Gazze'nin yerle bir edilmesine seyirci kalındı. İnsanlar katledildi, yerlerinden edildi. Ve adına barış denilen bir değişimle Gazze'nin tatil köyü olmasına karar verildi. En azından niyetlerinin bu olduğunu gizlemeden dile getirmeye başladılar.
Değişim için yüze yakın insanın kanına ihtiyaç duyuldu. Yüzbinlerce insanın yerinden edilmesine, binaların, okulların, hastanelerin yıkılmasına gerek görüldü. Adına barış denilen yıkım aygıtıyla değişim getirilmeye çalışıldı; yakıldı, yıkıldı, yok edildi.
Lübnan'da değişim istendi. Sığınak delen bombalara ihtiyaç duyuldu. Çağrı cihazlarının uzaktan kumandayla patlatılmasına, adım adım işgale ihtiyaç duyuldu. Değişimin adı yayılmacılık şeklinde kendini gösterdi.
Venezuela'da da bir gece baskını yapıldı. Ülkenin enerji kaynaklarının, değerli toprakların kullanımındaki yetkiyi alma adına sözde değişim yapıldı. Yapılan değişim, Trump'ın egosunu ve emperyalist düşüncenin dünyaya etkisini yaymak adına gerçekleştirildi. Yapıldı sonuçta. Değişim kendi lehlerine ve istedikleri şekilde oldu.
Bütün bu yapılanlar, dünya sistemindeki değişimin sancılarının yola döşenen köşe taşları oldu. Fark edilmiş de olabilir, edilmemiş de.
Ve amma, İran'a yönelik saldırı...
Bölgesel düzlemde işgal rejimi İsrail'in nüfuzuna dönüştürmeye yönelik değişim çabaları, küresel düzlemde Siyonist emperyalist birlikteliğinin oluşturduğu korku halkası ve bu korkuyla oluşturulan bölgesel askeri üslerin varlığı, İran'a yönelik kuşatılmışlık psikolojisi, dünyada artık değişimin zamanının geldiğini gösteren parçalardı. Bu parçaların hiçbiri bölge halklarının dokusuyla uyuşmuyor, kabul görmüyor, sindirilemiyordu. Olanlar oldu. 28 Şubat ile başlayan süreç artık bölgenin eski bölge, dünyanın da eski dünya olmayacağını gösterdi.
28 Şubat öncesi ve sonrası şeklinde bir tanım getireceğiz.
Değişim, dışarıdan zorlamayla değil, içerideki halkların istediği şekilde olacağı gerçeğini görmek gerekiyor. Değişim kaçınılmaz. ABD üsleri kapatılacak, askerleri çekilecek. Bölgenin koruma gücü iddialarının artık gerçeği yansıtmadığı anlaşıldığı gibi, bölge ülkeleri yeniden birlik ve beraberlik anlayışında ve arayışında olacak. Bölge kaynakları, bölgede huzursuzluk çıkaran çıban başlarına akmayacak; bölgenin kalkınmasına, bölgenin çıkarlarına hizmet edecek.
Değişim, emperyalist ve Siyonist çıkarların istediği şekilde değil; bölge halkının inançlarıyla uyumlu, tarihiyle örtüşen, dünyaya örneklik oluşturacak medeniyet inşasına rol model olacak şekilde gerçekleşecek.
Değişim geliyor ve kaçınılmaz. Bölgede emperyalist ve Siyonist tehditlerle, baskılarla korkup sinen bir topluluk ve bir ülke olmayacak. Trump'ın istediği değişim, Netanyahu'nun hedeflediği değişim olmayacak.
Bölgenin ve bölge insanının istediği değişim, kemale götüren bir değişimi müjdeliyor. Emperyalist ve Siyonist anlayışın hedeflediği değişim ise imhayı, yok etmeyi getiriyor. İmha üzerine istenen değişim gerçekleşmeyecek. Direniş ve diriliş üzerine yaşanan değişim kimlik ve kişilik oluşturuyor. Ve yaşanan değişim, inşayı müjdeliyor.
|