Yazı Detayı
21 Kasım 2020 - Cumartesi 15:34
 
Feraset, Dirayet, Basiret
Prof. Dr. Mirzahan HIZAL
 
 

FERASET - DİRAYET - BASİRET       
 
Bu  kavramlar  Akıllı  bir  insanda  bulunması gereken   İlim , Ahlak , ve  Sabır  unsurlarından    birincisi  olan  İlmin 
muhtevasında  vardır. 
 
Feraset  ;  bir  konu  veya  meseleyi  derinlemesine    anlamak  ,   yüzeysel  anlamında  veya  dış  görünüşünde  
kalmayıp  içine   ve  diğer   önemli  ilgili  konulara  nüfuz  etmek   demektir. Allah CC  ın   kelamı   Kur’an ı  Kerim 
de  bazı  konular  çok  veciz  ve  kısa   ifadelerle  anlatılmış  olduğundan   halkın  buradaki  maksadı   ve  mesajı 
tam  ve  eksiksiz  anlayabilmesi  için  bu  ayetler  erbabınca   tefsir   ve  şerh  edilmiş   bu   şekilde  birçok  tefsirler 
ve  eserler  yazılmıştır.  Bu  tefsir  ve  açıklamalar  başta  Yüce  Peygamberimiz SAS  in  örnek  hayatı ,  sünneti , 
hadisleri    olmak  üzere  sonradan  gelen  ilim   ehli  tarafından  yapıldığı  gibi ,  Allah ın  CC  yaratmış  olduğu   
tabiat   varlıkları  ve  olayları  vasıtasıyla  da    yapılmış  ve  yapılmaktadır . Canlıların  ve  insanların  yaratılışı , 
güneş ,  ay   gibi  gök  cisimlerinin  birer  yörüngede  seyretmeleri ,  salgın hastalıklarda karantina uygulaması , 
bir  güç   vasıtasıyla  göğe  çıkılabileceği  gibi    konuların  esası  Kur an nazil  olduğu  zamanda  insanların  sahip  olduğu  ilimlerle  anlaşılamazken  bugün  kolayca  anlaşılmaktadır . Bu  Allahın CC  Kitabında  bildirdiği  konuların  tabiatta 
yaratmış  olduğu  başka  ayetlerle  açıklanması  ve  tefsir  edilmesinden  başka  bir  şey  değildir. 
Yani   Allah CC    bir  insana  samimiyeti ,  ihlas  ve  çalışması  sonucunda  ilim  nasip  ederse ,  o  kişi  olayları  ve  konuları 
Allahın  CC  nuruyla  görür  ve   esasını  anlar  ki  biz  buna  feraset  diyoruz. 
 
“bir yerde veba çıktığını duyarsanız oraya girmeyin, bulunduğunuz yerde veba çıkarsa o bölgeden ayrılmayınız” buyurmuştur.( Buhârî, Tıbb 30; Müslim, Selâm 92; Muvatta, Câmi 23; Tirmizî, Cenâiz 66 ) 
İşte  bu  Resulullah SAS  in  ferasetidir. 
 
Resûlullah (sav), “Müminin ferasetinden sakının. Çünkü o, Allah"ın nuruyla bakar.” buyurdu ve ardından, “Elbette bunda feraset sahipleri için ibretler vardır.” (Hicr, 15/75) âyetini okudu.” 
(T3127 Tirmizî, Tefsîru"l-Kur"ân, 15; MK7497 Taberânî, el-Mu"cemü"l-kebîr , VIII, 102) 
 
Cahil  insanları  algı  operasyonları  ve  yalanlarla   aldatmak ,  kandırmak  kolaydır.  Ama  İlim  sahibi  bir  kimseyi 
ilim  sahibi  olduğu  konuda   aldatmak  mümkün  değildir.  Çünkü  onda  feraset  oluşmuştur. Neyin  ne  olduğunu 
,ne  olmadığını  bilir . bilgi , tefekkür ,  kıyas , tecrübe , muhakeme   ve  mantık  sahibidir . Yalan  ve  aldatmacayı  hemen  sezer. 
 
“Mümin¸ bir delikten iki defa sokulmaz. ... (Mümin¸ iki defa aynı yanılgıya düşmez)” (Buhârî¸ Edeb¸ 83; Müslim¸ Zühd¸ 63) ... olaylara ve bütün varlık âlemine iman nuruyla bakmak¸ eşyanın hakikatindeki gerçekleri görüp hissedebilmek demektir. 
 
Dirayet   ne  demektir ?   Dilimizde  bir  işi   beceri ve  başarıyla  yapabilmek ,  karşılaşılan  problemleri çözebilmek , çözüm  üretmek ve  işi  tatmin edici bir  sonuca  bağlamak ,  iş  bitirici  olmak   manalarına  gelmektedir.  
Doğal  olarak   bütün  işler    az  veya  çok  problemler  içerir . Dolayısıyla   eğitim  hayatında  , okullarda  ,  kitaplarda  anlatılan 
konuların  teorik  olarak  incelenmesi  aşamasında   bulunmayan ,  öngörülemeyen  çok  sayıda  sıkıntılar , problemler ,  beklenmeyen  durumlarla  karşılaşılır .  “ Evdeki  hesap  çarşıya  uymaz “  özdeyişi  bu  gerçeğe  işaret  eder. 
Askerlikte de  önceden  yapılan  bütün hesap  ve  planlara  rağmen  ,  hava  ve  arazi  şartları  , techizat problemleri , yetersiz  veya  yanlış  istihbarat hatta  ihanetler   bu  planları    boşa  çıkarabilir ,  beklenmeyen  engellerle  karşılaşılabilir.  Bütün  bu  ihtimallere  karşı  tedbirli olmak  B ,  C ,  D  planları  vb.  yapmak  gereklidir.  Mühendislikte ,  malzeme   ve  imalat  hataları  ,  tasarım  hataları  ,  sağlıkta ilaçlara  alerjik  reaksiyonlar ,  komplikasyonlar  ,  alt   rahatsızlıklar  ,  yan  etkiler  vb.  çok  sayıda   faktör  vardır. Bu  nedenle hiçbir  komutan  ,  hiçbir  mühendis  ,  hiçbir  doktor   yüzde  yüz  başarıyı  garanti  edemez.  Dirayetli  kişi  bu  problemlerin  neler  olabileceğini  ve  alınması  gereken  tedbirleri  mümkün  olan  en  isabetli  şekilde  öngören   ve  tedbirde  kusur  etmeyen  kişidir.   
Dirayet ,  akıllı  olup   önceden   tedbir  almaktır.  
Tedbir  almayıp  başı  derde  girdiği  zaman   çoğu  defa  ağır  bedeller  ödeyerek  işin  içinden   çıkmak  kahramanlıktır. 
Tedbir  almayıp  başı  derde  girdiği  zaman   ağır  bedeller  ödeyerek  başarısız  olmak  tembellik  ,  beceriksizlik ve  rezilliktir. 
Görüldüğü  gibi  bunlardan  sadece  birincisi  Akıllı  insanların    yoludur. 
Kahramanlık  elbette   iyidir  ama   sağlıklı  ve  bilimsel  bir  çözüm  değildir.  “ Akılsız  kafanın  zorunu  ayaklar  çeker “  atasözü 
bunun  için  söylenmiştir. Biz  Çanakkale   savaşını   gerçekten  kazandık  mı ?  karşıdan  50  bin   bizden  250  bin   zayiat. 
250  bin  ,  ülkenin  en  değerli ,  yiğit  vatansever ,  genç ,  okumuş  üniversiteli  beyinleri    gitti .  Adeta  bir  Pirüs  zaferi . Yunanlı  kahraman  muzaffer  komutan  Pirüs  kazandığı  çok  zorlu  bir  savaştan   Atinaya  tek  başına  dönmüştü ! 
 
Dirayet  öncelikle  tedbirli  olmayı  gerektirdiğinden  ,  tedbir  alınacak  konuları  ve  alınması  gereken  tedbirlerin  neler  olduğunu ,  nasıl  alınacağını  bilmek  bu konularda  ilim  sahibi  olmak gereklidir.  Yani  işin  özü  yine  ilime  dayanıyor.   
Bu  nedenle  Cahil  ve  Akılsız  insanlar  dirayetli  olamazlar. 
 
Dirayetli olmak  işleri  özenle , eksiksiz  ve en  güzel  bir  şekilde  yapmaktır . 
Peygamber (s.a.s.) de: “Allahu Teâlâ, bir iş yaptığınız zaman onu sağlam ve güzel yapmanızı sever.” (Beyhakî, Şüabü'l-İman, 4/334) buyurmuştur. Ayet ve hadis-i şerifte geçen “ihsân” kelimesi; iyilik etmek; bir şeyi iyi, güzel bilmek ve yapmak; en geniş manasıyla “Cenâb-ı Hakk'a, O'nu görür gibi kulluk etmek” demektir.   
 
 
Basiret   , öngörmek ,  doğruyu   yanlıştan  ayırt  etmek  ,  hakkı  hak  ,  batılı  batıl  görmek ,  bu  sayede   hatalardan  
felaketlerden   sakınmak  ,  zamanında  tedbirli  olmak   demektir.  Basiretsizlik  ,  hataları  ,  yanlış  gidişi  ve  tehlikeleri 
görememek   ve  kötü  sonuca  doğru  gitmek   anlamına  gelir. 
 Basiretsiz  tüccar  iflasa ,  basiretsiz    doktor   hastalığın   ağırlaşmasına  ,  basiretsiz  komutan  yenilgi  ve  hezimete  ,  basiretsiz  ve  gafil   idareci   adaletsizlik  israf  ve  zulüme   yol açar.  Basiretsiz  mühendis   zaman  ve  kaynak  israfına  , kazalara  ,  felaketlere   yol  açar. Kendi  ülkesinde  yapılabilecek cihaz   ve  malzemeyi  yapmayıp    yurtdışından  alan  ve  ülkeyi  dışa  bağımlı  ve  güçsüz  hale  getiren  mühendis   basiretsiz  bir  mühendistir.  Bu  tür  mühendisleri  yetiştiren  hocalar  basiretsiz  hocalar ,  onlara  görev  veren   yöneticiler  ve  sorumlular  basiretsiz    idarecilerdir.  Basiretli olmak  veya  olmamak   kişinin  elinde  olmayan  ,  doğuştan  gelen  bir   vasıf  değildir. 
İyi  ahlak   ve  sabırlı  çalışma   ile  kazanılan  ilim ,  tefekkür  ve  feraset   sonucu  basiretli  olunur.  Hiç  kimse  doğuştan  
düşük  ahlak  sahibi  ve  tembel  değildir.  
Aynen  feraset  ve  dirayet  gibi  basiret  de  ilim  sahibi  olmakla   mümkündür.   Yanlışı  doğrudan ,  hakkı  batıldan  ayırdedebilme    kabiliyeti    ilim  ve  ahlakla   kazanılır.  Bu  nedenle  basiret  ancak    İlim ,  Ahlak  ve  sabır  sahibi  olan  akıllı  insanlarda  bulunur . 
 
Kur’an’da ‘basiret/basar’, normal görme olarak ta kullanılmaktadır.  Ancak bu kullanışlarda kalp gözüne, yani basiretin kavram anlamına da işaret vardır. Şu örnekte olduğu gibi: 
“... De ki: Kör (a’mâ) olanla gören (basîr) bir olur mu?” (6 En’am/50 ayrıca bak. 11 Hûd/24. 27 Neml/81) 
Bu âyetlerde geçen körler, Hakk’ı görmeyenler; basiret sahipleri ise Hakk’ı görüp, anlayıp teslim olanlardır. 
Allah’tan gelen vahy, yani Kur’an âyetleri de birer ‘basiret’tir. 
“Doğrusu, size Rabbinizden ‘basiretler’ geldi; artık kim görürse kendisi içindir, kim de kör olursa kendi aleyhinedir.” (6 En’am/104) 
Allah’ın âyetleri, insanın gerçeği görmesini, kalp gözünün açılmasını sağlayan nurdurlar, belgelerdir. Bunları görmemek, bunlarla kalbi aydınlatmamak, tek kelime ile körlüktür, tam bir cehâlettir. 
 
Sürekli salih amel işleyen mü’minlerin kalpleri temiz olduğu için basiretleri etkin haldedir. Günahlarla ve isyanla kirletilmemiş bir kalp nûr (aydınlık) içerisindedir. Mü’min bu nûr ile eşyanın, yani insana sunulan her türlü âyetin ötesini idrak eder, bu idrak ve kavrama sonrasında da teslimiyetini artırır. 
İnkârcıların ve inatçı müşriklerin kalpleri bu görevini yapamaz. Tıpkı gözleriyle basiretle bakamadıkları gibi. “Onların kalpleri vardır ama onunla gerçeği anlamazlar.” (7 A’raf/179) 
Kur’an-ı Kerim  şöyle diyor: 
“De ki: Bu, benim yolumdur. Ben bir basiret üzere Allah’a davet ederim; ben ve bana uyanlar da ...” (12 Yusuf/108) 
Kur’an, basiret sahiplerini azabı hak etmiş kimselerin durumundan ibret almaya davet ediyor. “... Artık ey basiret sahipleri ibret alın.” (59 Haşr/2) 

 
Etiketler: Feraset,, Dirayet,, Basiret,
Yorumlar
Haber Yazılımı